29 Ekim 2011 Cumartesi

Bazen bu kadar zor bir hayatı neden devam ettirmek zorundayız diye düşünüyorum. Sonra hayatım boyunca örnek aldığım ve alacağım insanın hayatını devam ettirmek için ne kadar çaba harcadığına bizzat tanık olduğumu hatırlıyorum. Utanıyorum.

Biz insanlar her an her şeyden şikayet edebilmek üzere kurulmuş oyuncaklardan farksızız. Onu özlediğimden şikayet ediyorum, tanrının onu benden erken almasından şikayet ediyorum, o benim yerimde olsaydı ne yapardı bilememekten şikayet ediyorum, kendi adıma onun hayatı boyunca şikayet etmesi gereken şeyleri onunla yaşamış gibi hayal edip hepsinden teker teker şikayet ediyorum. Aynaya baktığımda gördüğüm şeyin kendiminkinden çok onun yüzü olmasından şikayet ediyorum. Ama insanlar annelerine benzerler zaten değil mi? Yani bu kimin suçu olabilir ki?

Burası ağlama duvarı oldu iyice.

Bugün 29 ekim, benim canım annemin resmi olmayan ilk doğum günü ve cumhuriyet bayramı. Kutlu olsun.

18 Ekim 2011 Salı

daydreaming.

Bazı şeyleri kabul etmek zor. Her gün aynı şeyi, olağanmış gibi yapıp, aslında olağan olmadığını da bilerek, kendine bunun garip olduğunu söyleyerek, bunu yapmaya devam edersen asla kurtulamayacağını, bununla yaşamaya devam edeceğini ve içten içe kendini yıkacağını bilerek yapmak. Çünkü kabul etmek zordur, gerçeğe alışmak zordur, alıştığını söylersin dışından, içini de inandırırsın alıştığına, ama yapamamışsındır, ilk hamlesinde daha yoğun ve büyük çürükler açar, alışmamışsındır, o hamleyi bekliyorsundur, acı çekmeyi bekliyorsundur. Hamle yapması var olduğu anlamına gelir ve onun var olması senin hayattaki en büyük mutluluğundur. Öyle ya da böyle acı çekeceksen, çürük acısını tercih edersin, alışmaya çalışmayı değil.

İşte ben sevgili okuyucu, bugün, bunların bir çözümünü buldum: “yapamıyorum” demek çok kolay. Yapamıyorum.