23 Kasım 2013 Cumartesi

freaking something.

Rüyalarımda sürekli gördüğüm bir yer var. Yazlık bir yer. Uzun yokuşları ve o yokuşlara yapılmış güzel, bahçeli evleri olan bir yer. Dibinde deniz var. Denize merdivenle inebiliyorsun. Çoğu zaman ailemle gidiyor oluyorum oraya. Bazı rüyalarımda yakışıklı çocukların peşindeyim, bazılarında annemin yaşlı akrabalarını ziyaret ediyorum, birlikte çay içip kurabiye yiyoruz, falan...

Çok uzun zamandır hatrı sayılır şeyler yazamıyordum. Bugün sabahın 5'inde bir şey dürttü ve uyandım. İnternettir diye düşündüm. Gerçekte var olmayan bir gösterişin hayatımı bu şekilde ele geçirebilmesine çok şaşıyorum. Ama aklımda da hep şu var: Son zamanlarda internetle, tekrar genç olmayı, muhalif olmayı, insanları sevmeyi hatırladık biz Türkiye'de.

En sevdiğim şehri, orada dikkatimi dağıtan çok şey var diye, hızlı ve çok düşünülmemiş bir kararla bırakıp, çocukluğumun geçtiği, ama artık her bir metre karesine ayrı yabancı olduğum ve yeni halini hiç sevmediğim memleketime döndüm. Burada tiyatroya çok kolay bilet bulabiliyorsun, ama gidecek birini bulamıyorsun. Biraz alkol alıp güzel sohbet edebileceğin ortamı yakalayamıyorsun. Öyle her istediğini özgürce giyemiyorsun. Benim için bir nevi ölüm. Ruhum burada ölecek ve bundan sonra her şey çok tatsız olacak diye korkuyorum.

Siyaset, gündem çok canımı sıkıyor. Sokağa çıktı diye polis şiddetinden ölen, komada kalan masum çocuklara çok canım sıkılıyor. Hükümetin hiçbir yanlış eğitim politikasına sesleri çıkmazken, şimdi ekmek kapıları, dershaneleri, kapatılıyor diye ortalığı ayağa kaldıran o kalabalık gruba çok canım sıkılıyor. Önce "hasta nerede, doktor orada" diye tembihleyip, sonra da yardıma muhtaç insanlara ilk tıbbi müdahalelerini yapti diye gözaltına aldığınız meslektaşlarıma çok canım sıkılıyor. Ben acilde işimi yapmaya çalışırken, hatırı sayılır birinin yeğenine acil olmayan bir reçete yazmak zorunda bırakılmak çok canımı sıkıyor. Gönderdiğim hastanin, komada olmasına rağmen, düzgün işleyemeyen protokoller yüzünden başka bir hastane tarafından kabul edilmemesine çok canım sıkılıyor. O prosedürü yerine getirmesi gereken kişinin işini düzgün yapmamasına çok canım sıkılıyor. Ben bu küçük çapulcu aklımla bunları düşünebiliyorken, devlet-hükümet adı altında bir araya gelmiş aklı başında bir avuç insanın, bunların farkında olmalarına rağmen hiçbir şey yapmamalarına çok sinirleniyorum.

Bunlar böyleyken bir etrafıma baktım, herkes konuşuyor. Benim çevremdeki çoğunluk benim gibi konuşuyor. Değişen bir şey oldu mu? Farkında değilim. Yeteri kadar konuşursak bir şeyleri değiştirebilir miyiz? O beylik söz geliyor aklıma: "Lafla peynir gemisi yürümez!". Gemi yürümez ama gemiyi yürütecek fikri laflayarak üretebiliriz. Yeter ki doğru laflayalım.

Müzikte enstrümanı iyi çalandansa, müziği iyi "compose" edene daha çok hayran oluyorum.

Artık başka işlerle uğraşmalıyım.

20 Kasım 2013 Çarşamba

news.

İlham geldi!