31 Aralık 2009 Perşembe

daily dose of lsd.



ben aradığın kişi değilim.ben istediğin kişi değilim.ben beklediğin kişi değilim.ben hayal ettiğin kişi değilim.ben özlediğin kişi değilim.ben zannettiğin kişi değilim.ben sevdiğin kişi değilim.ya da düşündüğün.sandığın kadar güzel, çekici ya da zeki değilim.sokağın tam ortasında duruyorum.çıplağım.

7 Aralık 2009 Pazartesi

if i had a gun.

"mesela sigara içiyorum.sonra bırakmak için sigaranın hiç içilmediği bir ülkeye gidiyorum.uzun süre yoksunluk çekiyorum.tam alıştım derken birkaç günlüğüne evime dönüyorum ve bir sigara ikram ediyorlar orada bana.eskisinden daha yoğun içiyorum ve artık evimden ayrılmak aklımın ucundan bile geçmiyor.benim için böyle birşey bu.

onun bir yatağı var, evde en çok sevdiği eşya o yatak.vazgeçemediği birşey, herşeyi onun üzerinde yapıyor.ama bazen o kadar sıkılıyor ki gidip bir otelde başka bir yatakta yatıyor birkaç gece.sonra evdeki yatağına geri dönüyor.evdeki yatak onu hep orada bekliyor oluyor, bir santimetre bile yer değiştirmeden.onun içinse böyle."

15 Kasım 2009 Pazar

break?

"now i can shoot a gun to kill my lunch.and i dont have to love or think too much."
haftasonu olduğunda herşeyin tatili olsa. kimse beni telefonla aramasa.mesaj bırakmasa.nerdesin.sesin çıkmıyor.naber. gibi şeyler duymasam hiç.haftasonu hep uyusam.
şu filmi görmek için sabırsızlanıyorum. siz de öyle yapın. hoşçakalın.

8 Kasım 2009 Pazar

viva la?


-"insan neyle yaşar" sorusundan yola çıkan bienaldeki en ses getiren eserin içi boşaltılmış ekmek dilimi olması bayağı manidar.

-sanat hem toplumsal hem kişisel olabiliyorsa iyi sanattır bence. toplumsal tepkiler getiren duygular da kişiseldir ayrıca. bir tahta atın tek başına toplumsal bir harekette bulunduğunu ve simge haline geldiğini gördünüz mü. onu biz çocukluğumuzla özdeşleştirip özlem duygumuzla ikon haline getirdik. ayrıca benim küçükken bir tahta atım olmadı.sanatın iyisi kötüsü vardır bence, abartılısı vardır, çarpıcısı vardır. bir de bunun yanında sanatı beğeniyle ilişkilendirip onu göreceli kabul edenler vardır.bunları karıştırmak çok yanlış olur.kafa karışıklığıyla bu cümleleri yazmak kadar yanlış olur.

-graffiti anarşik birşey. anarşinin grafiklerle yapılması hiç yanlış değil bence. laf salatalarıyla, para ya da fiziksel şiddetle,silahla insanları sömürmüyor.insanları beyinlerini kullanmaya sevkediyor.ayrıca size dayatılmıyor, sokağınızda görüyorsunuz ve üzerine siz düşünüyorsunuz.yanlış buluyorsanız yolunuza devam ediyorsunuz, doğru buluyorsunuz birkaç saniye bakakalıyorsunuz.çok da yeraltı bir hali var.kim yaptı bilmiyorsun ama seninle aynı fikirde olan biri var biliyorsun.hoşuna gidiyor.içten içe bir farkındalık uyandırıyor insanda,fareli köyün kavalcısı gibi.

-saray soytarısı kralı eleştiriyor ve bütün saray ona gülüyor.bir çeşit muhalefet.artık tamamen uygar bir toplumuz, adil bir şekilde yargılanıyoruz, toplum okur yazar diye düşünürken muhalefet partilerinin yapamadığı kalemiyle, çizgisiyle yapan adamlar yargılanıyor, suçlu bulunuyor, ifade kanallarına yasaklar geliyor, sağı eleştirdiğinde solcu, solu eleştirdiğinde sağcı, geriyi eleştirdiğinde sahte aydın oluyorsun. aileler kızlarına sahip çıkmadığı için bazı psikopat çocuklar katil oluyor, kadın parayla hizmete zorlanıyor, taraflı medya "duvarlarınızı yıkın" reklamları yapıyor ve bunu yaparken başka duvarlar örüyor.şimdi sana çok seviyesiz birşey söyleyeceğim spak: "aklını kullan aklını"

2 Kasım 2009 Pazartesi

what shall we do with the drunken sailor?


-geçen hafta abbas güçlü'nün pek nadide tv programında kenan demirkol vardı. şöyle bir cümle sarfetti. "sanayiyi savunanlarla insanlığı savunanlar arasındaki fark olsa gerek bu." bunu ne için söylediğini hatırlayamıyorum. konu gdo idi. genetiği değiştirilmiş organizmalar. iyi birşey değil. şurdan girin bakın neymiş. neyse. kenan demirkol'un o cümlesi çok önemli. her kapıdan giriliyor o cümleye. aynı meydana çıkıyorsunuz sonunda. sonuç: kenan demirkol bir abbas güçlü sıfır.

-bir dahaki seçimlerde oyumu eşcinsellerin partisine verebilirim. kürt açılımı, sağlık politikaları, memurlara yaklaşım kargaşaları içinde üç büyüklerin liderlerini izleyip cinnet geçirmemek elde değil. en azından eş cinseller kendi adlarına bir devrim yapabilirler.halkımıza da değişiklik olur.bunu marjinal olmak için yazmadım buraya. kızgınım sadece.

-istanbula kış geldi.ve bence istanbul kış aylarında çok çekilmez oluyor.belki kar yağsaydı..yine de istanbula kışın gelmesi istanbulluya ihanet gibi birşeydir. affedilemez.

-cüneyt özdemir twitter'da şöyle bir yorumda bulundu: oray eğin halktır. hadi hayırlısı.

-antibakteriyal el temizleme jelleri berbat kokuyor. sürdüğünde derine nefes alıyormuş hissi veriyor. hatta zehirliyor. ama herkes kullansın. ona buna hastalık bulaştırmayın. kimseye sebep olmayın.

-bir arkadaşım var.(rakamla 1) çok iyi fal bakıyor.

-bir ara satanistler üzerine çok haber yapılıyordu. şimdi nereye kayboldular satanistler ve onların bilgisayarlarını kurcalayan polisler ve bunu haber yapanlar çok merak ediyorum. satanizm nerede şuan?

-ben de facebook'ta sürekli video ve link paylaşıyorum.özellikle babazula.

25 Ekim 2009 Pazar

saykodelik kafalar.


-galatasarayı tutuyorum.fanatik değilim.ama galatasaraylıyım.

-bazen "ne şekilde ölmeliyim"in üzerine çok fazla kafa patlatıyorum.üç gün önce bir arkadaşımla alternatif intihar şekilleri konuşmamız benim trajikomik ölümümle sonlandı.iki gün önce beni konu alan bir yazının taslağını oluştururken(başka bir arkadaşımla) taslak yine trajikomik ölümümle sonlandı.ve bugün akşam yemeği için 4 yerine 5 çatal koyduğumda aileme ikinci kez "sanırım azrail da benimle yiyecek akşam yemeğini bugün" dedim ve konuşma yine benim trajikomik ölümümle bitti.ailem hoşnutsuzdu ve ben eğleniyordum.böyle tatsız bir durum.saykodelik de değil.ama eğlenceli.

-ankarada domuz gribinden bir kişi ölmüş.maske takmak paranoyakça gibi dursa da mantıklı bir korunma yöntemi.artı antibakteriyel sabun.artı napıyoruz sürekli yanımızda mendil taşıyoruz.elimizi ağzımıza burnumuza gözümüze sürmüyoruz.

-mümkünse kimse çocuğunu okula göndermesin.

-nekropsi dinlemenizi rica edeceğim bir de.nekropsi bu.

-menapoza girmiş 65 yaşını aşmış hafif şişman ve kemik erimesi olan kadınlara dalaşmayın.dünyada hiçkimse onlar kadar çirkef olamaz.kesinlikle!

-"açılım masası" birkaç saatliğine kapalıydı maç dolayısıyla.şimdi yeniden açıldı.herkes facebookta açılım karşıtı videolar paylaşmaya devam ediyor.ne vatan sever millet olduk."afedersiniz ama lafa gelince b.k b.k üstüne attırıverirsiniz işe gelince g.tünüz yerden kalkmaz" çok haklı.

-tembeliz insanlık olarak bence.

-"dünya vatandaşıyım" en sevdiğim laftır.içi boşaltılıyor olsa bile.

-siyasi olaylara karışmak istemezdim anne baba.

-ama dediğim gibi saykodelik kafalar.

-ne olacağı hiçbir zaman belli olmaz.

-hiçbir zaman.

15 Ekim 2009 Perşembe

freak.

çok hızlı tüketiyorum. tüketiyor olmayı eleştiriyorum ama aslında ben korkunç bir tüketiciyim. insanların, zevklerin, hayallerin,kitapların, müziğin, okulun, erkeklerin hızlı tüketicisiyim ben. reklamlarda falan bahsedilen, üzerine seminerler, konuşmalar yapılan toplum modeliyim.benden korkun.

is anybody there.


içinde ölümün gezdiği bir ev, korkak aynı zamanda meraklı bir çocuk, sihir, acı çekmiş ukala bir adam,orta yaş depresyonu geçiren baba ve yumuşak başlı bir anne.

film benim için edward'ın kendini bulma çabasından çok clarence'ın kaybettiklerini gömme isteğine karşı koyabilip küçük arkadaşının peşinden gitmesiydi. batman'in baba alfred'ini yaşlı kırgın bir keçi olarak görmek istiyorsan izle.

filmin son 20 dakikası boyunca ağladım. clarence'ın öldüğü sahnede artık kendimi tutamıyordum.(hassas bir insanım çünkü)(ve evet tabi ki clarence ölüyor ne bekliyordun ki)

ayrıca 2008 ingiltere yapımı.



14 Ekim 2009 Çarşamba

ben.


-kapağı güzel olan her albümün güzel olacağını düşünüyorum ısrarla ve evet neredeyse her seferinde hayal kırıklığına uğruyorum.

-kütüphanede bir masanın üzerinde "i am in a relationship with an animal" yazıyordu.çok hoşuma gitti bu durum.keşke hiç yorumlamasaydım bunu.hayır, hayvanlara ilgi duymuyorum.

-bazı arkadaşlarım saçlarımın seksi olduğunu düşünüyorlar.zaman zaman korkuyorum bu arkadaşlarımdan.neden saçlarım?

-moralim bozulduğunda kendimi odama kilitler ve saatlerce film izlerim.telefonlara cevap vermem, yaşamıyormuş gibi davranırım, nefes almamaya çalışırım ama çikolatalı süt içmeyi ihmal etmem böyle zamanlarda.evde çikolatalı süt yoksa çikolatayı benmari usülü eritip normal süte katarım öyle içerim.sonra kullandığım mutfak eşyalarını yok etmeye çalışırım.gizem burada değildi havası veririm mutfağa.(evet adım gizem)

-ıssız bir adaya düşsem yanıma sevgilimi, kitaplarımı ve ikimize yetecek kadar yemek alırdım tabi ki.klişe insanıyım ben çünkü.ve sürekli ıssız adaya düşme korkusu yaşayan bir insanım.

-kendimden bahsetmeye bayılırım.

-kusarken ağlıyorum, kusarken ağladığımdan bahsederken de hüzünleniyorum.

-lemi adında turuncu saçlı sıska biriyle tanıştığım gün tası tarağı toplayıp dünyayı gezme planım var. gezim bittiğinde henüz ölmemişsem de intihar edebilirim.

-"bir süre çok büyük edebiyat eserlerine imza attım ama anlaşılmadığım için basitleşmeye karar verdim, basitleşirken de kendimi kaybettim." nasıl?

-alkışlarlayaşıyorum.com'u seviyorum, o da beni seviyor mu acaba?

2 Eylül 2009 Çarşamba

consumption.


üç gündür "kola enfekte olur mu" deneyi yapıyorum. henüz bir sonuç alamadım.
insanların ilişkilerinde birbirlerini tüketiyor olmalarından korkuyorum. birgün bunun için iletişim kurmaktan vazgeçeceğimden korkuyorum.
karanlıktan da korkuyorum aynı zamanda.
the dodos- two medicines dinliyorum.
richard s snell'in clinical neuroanatomy kitabını okuyorum. evet gerçekten yapıyorum bunu.
sinek kavanozu'na bakıyorum. içim hoş oluyor.
jan svankmajer'in filmlerini izliyorum.

30 Ağustos 2009 Pazar

sakin bir insan değilim.




bir hafta sonra okulun başlayacak olması, ona güvenememem, farmville bağımlısı olmam, geceleri uyuyamamam, yazın sonuna kadar bitirmeyi planladığım kitapların çoğuna başlamamış olmam, tırnaklarımın hızlı saçlarımın yavaş uzaması, havanın sıcak olması, spor ayakkabı giyerken çorap giymek zorunda kalmam, artık dinleyecek müzik bulamamam, herşeyden çok çabuk bıkıyor olmama rağmen ona ve onun getirdiği bazı ruhsal durumlara takıntılı olmam beni çıldırtıyor!

11 Ağustos 2009 Salı

retro? fütüristik?




yaşanmış şeyleri tekrar yaşamaya, giyilmiş kıyafetleri tekrar giymeye, dinlenmiş plakları tekrar dinlemeye merak sardıkça bir taraftan diğer adamlar ne kadar hızlı geleceği getiriyorlar önümüze. yatak odamızda annemizin eski elbisesini giyip kırmızı rujumuzu sürdükten sonra doktordan bize tamamen sağlıklı bir bebek oluşturmasını isteyebiliyoruz. benimki birazcık depresyona eğilimli olabilir mi doktor? tabi ki efendim. isterseniz 20, 34 ve 52 yaşlarında yaşadığı olaylar sonrası kısa süreli hospitalizasyon da sağlayabilirim. evet lütfen.


yo la tengo dinleyin efendim.aferin.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

first breath after coma.


"hiç unutamıyorum o komaları ben. aklıma geldikçe de bir mide bulantısı, bir kaçma hissi. ama biriyle iki kelime konuşmak başkasıyla sohbet etmek diğeriyle aynı ortamda bulunmak birinin yüzünü görmek iyi geliyor. "kafayı ne bozar? düşünmek" demiş kafabozan.
bazen insan tırnağını kesmek istemediği halde kesmek zorunda kalıyor. saçını topluyor eldivenlerini takıyor ve pis şeylere dokunuyor. bazen insan kafa ütülüyor sonra bunun gereksiz olduğunu görüp utanıyor."
.
kafabozan'a buradan gidiyoruz.
yolumuzu şaşırıyoruz biz diyenlerdenseniz yerinizde durunuz.
ben bakıp çıkıyorum bir türlü uzaylı göremiyorumcuysanız kendinizi tuvalete kilitleyiniz.
hadi kolay gelsin.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

well, maybe.


sanki bu adam pazar sabahı elinde iki şişe sütle kapıyı çalacak ve "poğaçalar hazır mı margırıt" diyecekmiş gibi. ne tuhaf. rüyamda mı gördüm yoksa.
sevgili hava tahmincilerine de pazar günü çok çok sıcak olacak şeklindeki yorumlarından dolayı teessüflerimi bildiririm. 38 derece ateş size öpücüklerini yollamak üzere.

ne dinliyorum: hiçbirşey
ne içiyorum: su
ne giyiyorum: pijama
sosyal mesaj: no more plastic bags.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

merhaba viki.


benim bilgisayarımdan çıkan viklemeler internet dalgalarıyla uzayda yol alıp senin bilgisayarına ulaşabiliyorsa birbirimize uzaylı dememizin bir sakıncası yok değil mi spak? peki.