2 Aralık 2011 Cuma

bazı gerçekler



Fareli köyün kavalcısı masalı bence, Hamelin köyü ahalisinin vebadan ölen çocuklarının bir kavalcı-büyücü tarafından götürüldüğüne inanmasından ibaret. Gelecek nesillere anlatmak için böyle bir masal uydurmuşlar. Diğer haçlı seferlerine asker olarak götürülen çocuklar, kavalcının fareleri göndermek için çocukları istemesi ve aslında bir büyücü olması, kara veba köye geldiğinde çocukların ölmesinler diye izole edilmesi hikayeleri.. masal yani işte.






Evet sevgili okur, bu gerçeği benden duymanı istedim. Sevgilerimle.

20 Kasım 2011 Pazar

düşündüm, taşındım.



Kontrolü kaybettiğimiz anda bütün suçu karşımızdakine atmayı öğrendiğimizden beri her şey çok kolay değil mi? Başka yazacak bir şeyim yok, bu soruyu sorup çıkacaktım zaten. Hadi kolay gelsin size.

Ha ayrıca o şiirdeki kuzgun neden yeni bir sevgili olmasın ki?

29 Ekim 2011 Cumartesi

Bazen bu kadar zor bir hayatı neden devam ettirmek zorundayız diye düşünüyorum. Sonra hayatım boyunca örnek aldığım ve alacağım insanın hayatını devam ettirmek için ne kadar çaba harcadığına bizzat tanık olduğumu hatırlıyorum. Utanıyorum.

Biz insanlar her an her şeyden şikayet edebilmek üzere kurulmuş oyuncaklardan farksızız. Onu özlediğimden şikayet ediyorum, tanrının onu benden erken almasından şikayet ediyorum, o benim yerimde olsaydı ne yapardı bilememekten şikayet ediyorum, kendi adıma onun hayatı boyunca şikayet etmesi gereken şeyleri onunla yaşamış gibi hayal edip hepsinden teker teker şikayet ediyorum. Aynaya baktığımda gördüğüm şeyin kendiminkinden çok onun yüzü olmasından şikayet ediyorum. Ama insanlar annelerine benzerler zaten değil mi? Yani bu kimin suçu olabilir ki?

Burası ağlama duvarı oldu iyice.

Bugün 29 ekim, benim canım annemin resmi olmayan ilk doğum günü ve cumhuriyet bayramı. Kutlu olsun.

18 Ekim 2011 Salı

daydreaming.

Bazı şeyleri kabul etmek zor. Her gün aynı şeyi, olağanmış gibi yapıp, aslında olağan olmadığını da bilerek, kendine bunun garip olduğunu söyleyerek, bunu yapmaya devam edersen asla kurtulamayacağını, bununla yaşamaya devam edeceğini ve içten içe kendini yıkacağını bilerek yapmak. Çünkü kabul etmek zordur, gerçeğe alışmak zordur, alıştığını söylersin dışından, içini de inandırırsın alıştığına, ama yapamamışsındır, ilk hamlesinde daha yoğun ve büyük çürükler açar, alışmamışsındır, o hamleyi bekliyorsundur, acı çekmeyi bekliyorsundur. Hamle yapması var olduğu anlamına gelir ve onun var olması senin hayattaki en büyük mutluluğundur. Öyle ya da böyle acı çekeceksen, çürük acısını tercih edersin, alışmaya çalışmayı değil.

İşte ben sevgili okuyucu, bugün, bunların bir çözümünü buldum: “yapamıyorum” demek çok kolay. Yapamıyorum.

2 Eylül 2011 Cuma



birşeyi çok düşününce onu ya unutuyorsun ya da istediğin noktadan farklı yerlere götürüyor beynin seni. çünkü o hep konuyu dağıtıyor, kafanı karıştırıyor, sana bir türlü rahat vermiyor.

bu sefer beni ne zaman yüz üstü bırakacak diye soruyorsun. bu sefer? seni ne yüz üstü bırakacak? iyi şeyler ne zaman eksilmeye başlayacak? iyi şeylerin eksilmemesini bekledin, uzattığın elin geri çevrilmemesini bekledin. elini uzattın, ama ne istediğini söyleyemedin. iki elini birleştirip tüm gücünle uzattın. ama onu istiyor muydun, karşılığında ne verebilecektin, karşılıklı olmak zorunda mıydı, onun verdiklerinin değerini bilecek miydin,cevap veremiyorsun.

bazen onunla ilgili hissettiklerin, açık olayım, sevmek, kafanı çok karıştırdı. onun kafası karışıktı. zor. hala onu görüyorsun ama uzattığın elde. belli belirsiz görüyorsun sonra, sonra kayboluyor. sonra geri geliyor. kesin bir karar veremedin işte bu yüzden. zaten ne kadar kesin olursan ol, onun sana sunduğu şartlar kadarına razısın.

sonuçta hala onu görüyorsun. belli belirsiz görüyorsun, sonra kayboluyor. sonra geri geliyor. büyüyor.