29 Ağustos 2010 Pazar

ben çok hasta oldum.

artık geçmeyeceğini biliyorum. ve bu onu deli ediyor. sonuçta yine mutlu olacak olan o. ben idare edeceğim.



ben idare edeceğim. sonuçta yine mutlu olacak olan o. ve bu onu deli ediyor. artık geçmeyeceğini biliyorum.

değişen hiçbirşey yok.

3 Ağustos 2010 Salı

punch your nose. then go to bed and watch TV.



or punch your TV, then, go to nose and watch bed.

sabah uyumak, öğlen uyanmak, kötü beslenme, spor salonu, yalınayak, akşamları sokak lambasında sohbet, gündüz yemek, nargile, sinema, inception güzel film, kuru hava, akşam soğuk, sağlık kontrolleri, diş hekimliğinde invasive teknikler korkusu, açlık kan şekeri, tiroit testleri, her yere arabayla gitmek, atasözleri ve deyimler sözlüğü, psikiyatrik semiyoloji, 120 mm aramak-bulamamak, görkem'in dslr makinesi, tarihi yerleri gezmek, tarihi yerleri tekrar gezmek, çim beçmek, vişne toplamak, eskiden bu bahçe güzeldi, köpeklerimiz vardı, mutlu bir yerdi burası.

20 Haziran 2010 Pazar

sabaha kadar dans. ay pardon, ders.




-bana bir vupır menü hamburgeri bol turşulu olsun.kartla ödücem. çat.

evdekiler dışarıda şuan. evdeki herşey dışarıda geziyor. hatta denize gireceklerini duydum. girin lan denize de girin.

6 Nisan 2010 Salı

yoksa siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?


Her şey “insan” olmakla başlar. Hepimiz aynı şekilde doğduk, aynı şekilde doyduk, çocuk olduk. Sonra büyüdük, olduk. Kadın ve erkek olduk. Yaşlı ve genç. Özgür ve tutuklu. Siyah ve beyaz. Farklı sıfatlar verildi her birimize: uzun, kısa, şişman, güzel, çirkin, “engelli” olduk. Eşit olamadık bir tek. Hani herkes eşitti hayatta?! Neden bazıları daha eşittir ki bu hayatta!

Sen… Sokağa çıktığında kaç tane engelli ile karşılaşıyorsun? Karşılaştığında ne düşünüyorsun? Bir şey düşünüyor musun? Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli biliyor musun? Sokakta bir engelli görmek için kaç engelin var farkında mısın? Peki onların nasıl yaşa(yama)dıklarının?

Büyüdüğünde kim olursan ol, ne yaparsan yap eşit yaşamak için çalışan insanlar var burada! Her insanın birçok engeli ve bir kalbi var. Kalbini engelleme, engelleri kaldır!

Eğer sen de insan olmayı önemsiyor, “bir engel de ben olmayayım” diyorsan;

http://www.engellerikaldir.com ‘a girerek destekleyenlere kendi adını ekleyerek hassasiyetini gösterebilir, facebook grubuna tüm listeni davet edebilir, msn iletine web site adresini yazabilir, blog veya sahip olduğun mecralarda konuya yer verebilir, konu hakkında fikir ve önerilerini e-posta gönderebilir, sponsor olabileceğini düşündüğün tanıdıklarına konuyu paylaşabilirsin.

Gün gelecek, herkes önce “insan” olacak…

Engelleri Kaldır Hareketi
www.Engellerikaldir.com



bu metni engellerikaldir.com sitesinden aldım.

ayrıca bubirsakadegildir.com

3 Nisan 2010 Cumartesi

kill your neighbours and watch tv.


şimdi. yalan söylüyorsun çünkü doğruyu söylersen onun kalbini kıracaksın. ona yalan söylediğini öğrendiğinde sana kızıyor, doğruyu söylemediğin için. "doğruyu söyleseydin de kızardım" diyor üstelik.

yanlış anlıyorum ya da.

28 Mart 2010 Pazar

"bir haber, son defa, cereyanda kaldım."


burnum çilekli yoğurt, yeni yıkanmış çarşaf, asetat, contractubex isimli jelin sevdiğim kokusunu alamıyorken, otobüste yanıma oturan kızın ter kokusunu ve idrarımdaki antibiyotik kokusunu alıyor.


contractubex dedim de aklıma geldi. benim dizimde bir yara izi var, o yara çözülsün diye kullanıyorum o jeli. dün gece rüyamda diğer dizim de yırtılmıştı. babam diğer dizim de yara olmasın diye bildiğin iğne iplikle dikiyordu dizimi. canım yanmıyordu ama iğne ipliği görünce tansiyonum düşüyordu. tam o sırada "artık buna ihtiyacımız kalmadı" diyerek contactubex'imi çöpe atıyordu. yerimden kalkacak halim olmadığı için kurtaramadım jelimi. o giderse ne yaparım diye düşünüyorum şimdi. contractubex'im giderse kendimi asarım. net.

21 Mart 2010 Pazar

reproductive, endocrine, urology.

evde yemek yok. salon batmış durumda, heryerde yemek artığı dolu poşetler var. yarın sınav var. yemek sipariş edicem. ne sipariş edicem? öf. yarın sınav var. sınav.

17 Mart 2010 Çarşamba

seviyorum. sevmiyorum.


diş etlerimi kanatarak dişlerimi fırçalıyorum. lavaboya tükürdüğümde macunla birlikte kanın bıraktığı görüntüyü seviyorum.
hasta olduğumda burnumu kanatana kadar sümkürürüm. onun da lavaboda bıraktığı görüntüyü seviyorum.
aynı şeyi adet kanaması için söyleyemem. onun herhangibir yerde bıraktığı görüntüyü sevmiyorum.

15 Mart 2010 Pazartesi

kolay gelse hepimize.




bazen derimden belli olan damarlarımın üzerini mavi kalemle çiziyorum. bakın benim de küçük borucuklarım var ve içinden kan geçiyor anlamında. şaka şaka. bir anlamı yok. ama şimdi şuna dikkat çekicem:

etrafındaki hiçbir şeyi beğenmeyip, ben daha iyisini yaparım diyen, ama bırak daha iyisini yapmayı, hiçbir şey yapmayan bir sürü insan var. ve o bir sürü insanı dikkate alan, önemseyen başka bir sürü insan. uzaktan bakıldığında ağzından dışkılayan yaratıklar ve o dışkıları yiyen parazitler.

ya da "o konuşsun, dediklerini ciddiye almıyorum sadece evet diyorum"cular. harekete geçin. insanlara hadlerini bildirin. bana haddimi bildirin. hadi bakalım.

10 Mart 2010 Çarşamba

birşeyler oluyor.




geçen yıl bu zamanlar çok moralimi bozan bir haber almıştım. bir yıl geçti. bazı şeyler iyi yönde değişiyor. çok yavaş değişiyor ama. üstelik sonra kötü mü olacak yine bilmiyorum. ve iki gündür sırtım ağrıyor. dün gözlerimdeki damarlanma arttı. sonra gözüm kanadı. bugün derste tansiyonum düştü. eve geldiğimde tüm vücudum titriyordu. kustum. bu garip bir şekilde hoşuma gitti. birşeyler oluyor.

9 Mart 2010 Salı

birtakım.



dizimde bir yara var. geçen yıl mart ayında olmuştu. adı scatris. babam o yarayı gördüğünden beri aldırmakta ısrar ediyor. ve onun yüzünden scatris'i sevmemeye başladım. kompleks haline getirdim.konu bu değil.

etrafımda zeki, başarılı, zengin ama aşağılık kompleksi olan bir sürü insan var. konu o. o insanlar da benim için böyle düşünüyor. yani biz birbirimizin kompleksli olduğunu düşünüyoruz hep. bu yüzden de iyi geçiniyoruz.

5 Şubat 2010 Cuma

eve dönmek isteyenler için yol rehberi.




sağ tarafta uyku hapları ve alkolü göreceksiniz. sol tarafta içi havayla dolu enjektör durmakta. biraz ilerde sağda bir adet jiletimiz var. gökdelenden atlamak için sola sapın ve biraz merdiven çıkmanız gerekecek.bakın daha ileride tüpümüz var.vanasını açıp gazı alıyorsunuz.iyi yolculuklar.

16 Ocak 2010 Cumartesi

istanbul iki bin on kültür başkenti olmuş.

köprünün tam ortasında, sabaha karşı beş, bir gemi çarpıyor arkamdan, yere yığılıyorum, sonra üstümden geçiyor, ölüyorum, bütün arkadaşlarım şehri terkediyor, ama galata kulesi yıllardır orada, hala, ve kimse öldüğümün farkında değil.

1 Ocak 2010 Cuma

alışmak sadece.

çocuk kurbağalı dereye taş atıyordu.ve kurbağalar ölüyordu.bundan çıkarılacak bir ders vardı.çünkü başka bir çocuk çok üzülmüştü bu duruma.o çocuğun üzülmesine de başka çocuk.üzüntü salgın yapmıştı.veba gibi yayılıp bütün çocukları öldürmüştü kısa sürede.ama anneler ve babalar bir kavalcının çocuklarını götürdüğüne inanmışlardı.kendi hikayelerini yazıp oynamışlardı.büyük olmak bunu gerektiriyordu.ilk başta zor olmuştu ama alışmışlardı.çocuklar gülerek mi gitmişlerdi yoksa ağlayarak mı kavalcının peşinden bilinmez.burada büyükler ikiye bölündüler çünkü.asla hangisinin gerçek olduğuna karar veremediler.ama aslında bir gerçek vardı.farelerin hikayede yeri yoktu.bunu da çocuklar bilebilirdi ancak.